![]() |
|
Spaces home hazerunPhotosProfileFriendsMore ![]() | ![]() |
hazerun |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
sevdiğim webler
Bu köşede, benim beğendiğim ve size de tavsiye edebileceğim kitaplarımı paylaşmak isterim.
bunları seviyorum
|
Lale ile hasbihal... “Aşkımdan pürsafâyımdır sanırsın belki bu demler... Aşkın neşvesi olmaz Lâle; Eğlâl Leylî; Leylâ olmadan Ey güzel...” * * * Üzerimde aşkın pırıltıları olabilir belki... İşte benim aşka yakınlığım onun akışıyla yönlenen bir yaprak kadar yakın, uzaklığım ise bir o kadar ondan ayrı bir cisim olup ona karışmamdaki zorluktan ve sırdandır. Lâle, kelime olarak ele alındığında Arapça “Allâh” lâfzına âit harfleri taşımakta olduğu görülür. Eğlâl kelimesi de “lâle” kökünden gelir. Eğlâl ise Yâsin Sûresi’nde “eğlâlen” şeklinde geçmektedir. Manası ise; “boyunduruk”tur. Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz hicret edecekleri vakit kapıdaki müşrikleri etkisiz hâle getirmek için Yâsin Sûresi’nin bu âyetini okuyarak onlara bir avuç toprak atmıştı. Müşrikler bunun etkisiyle sanki boyunlarına boyunduruk geçirilmişçesine başlarını aşağıya indirememiş ve Efendimiz’i görememişlerdi. Onlar Efendimiz’i göremedikleri gibi gözleri kâinatın bütün hakîkatlerine âmâ olmuştur. Bunun mukâbili olarak kalblerine Allâh lafzını yerleştiren ve istîdâdınca idrak etmiş olan Hak âşıkları da sanki boyunlarına nurdan bir halka geçirmişcesine başları yukarıda ilâhî cezbeye gark olmuş, onun neşvesiyle müstağrak bir hâldedirler. Aşağının kötülük ve pisliklerinden uzak, mâsivâdan arındırılmış bir gönülle herşeyden mahrûm olanlar için duâ ve ilticâ hâlindedirler. Lâlenin harfî manası “hilâl” e de ulaşmaktadır. Onlar semâdaki hilâlin parıltılarıyla yol alır, yıldızlarla semaya dururlar. Bir semâzenin en makro hâlidir, hilâli çevreleyen yıldızlar... Lâlenin ebced hesabı 66′dır. Altmış altı “Elhamdülillâh”a denk gelir. Onlar o hayret makamının coşkusuyla yaşadığı istiğrak hâline hamdederek “Elhâmdülillâh” derler. Lâlenin içi kömür gibidir. Ancak dıştan görünmez. Dışı ise içinin tam tersine pasparlak, canlı ve rûha sekînet verici bir görünüme sahiptir. Onun bu hâli tıpkı bağrı yanık bir dervişin mütebessim nûr hâleli yüzüne benzer. Gerçek lâlelerin hepsinde renkli altı yaprak bulunur. Bu ise îmanın altı nûrunun libâsına bürünen dervişin îmân ve ihsan potasında erimesi ve daha sonra bu nurun şualarıyla derinden bir yanışa gark olmasının da bir simgesidir. Bununla beraber Kur’ân-ı Kerîm’in (aynı zamanda Fâtiha sûresinin) altıncı âyeti de “Bizi dosdoğru yola (Sırât-ı Müstakîm’e) ilet” âyet-i kerimesidir. Bu âyet aynı zamanda bir duâ vasfı taşımaktadır. Lâlenin renkli yapraklarının yukarıya doğru olması da tıpkı bir dervişin duâ edişindeki edâyı andırır. Zira derviş bu hâl ile sırât-ı müstakîm üzere olmayı murâd etmiş ve ifrat-tefrit noktalarını törpüleyerek hakîkate, yani istikâmete ermiştir. Ve tıpkı lâlenin derûnundaki siyahlığı göstermemesi gibi o da içinde yaşadığı yanış halini gizlemiş ve kendine her nazar edene o güzel rengini sunarak ona ferahlık vermiştir. Nitekim lâlenin en revaç bulduğu dönemlerden biri olan Osmanlılar zamanında ona,“ferâhâver (ferahlık veren)” denmiştir. İşte bu vasıflarla vasıflanan derviş de tıpkı lâlenin bu adını alarak etrafına letâfet ve zerâfet saçmış, gönüllere âb-ı hayat sunmuştur Hülâsa; lâlenin eğlâl oluşu, Lâlenin hakîkat deryasına dalış hâlidir. Leyl; gece demektir. Gece sevda demektir. “Sevda” nın asıl manası “siyah” tır. Gece kıymet bilene “kara sevda” nın yaşandığı ânlardır. Eğer sen geceyi kopkoyu bir boşluk olmaktan çıkarmak istersen, gönüldeki yârları ve ağyârları yok etmelisin! İşte o zaman her yer sana âyân olur. Sanırsın ki gece bitmiş de gündüz oluvermiştir. Böylece fânî muhabbetler silinerek kalb sevdânın deryâsının derinliklerinde yolculuğa çıkmıştır. Burada bahsedilen “Leylâ” temsîlî olup, asıl kasdedilen “Mevlâ” dır. Her yerin âyân oluşuyla kalb kâinâtın esrârını okuyucu ve alıcı bir hâle gelir. Ve Cebrâil’in “Oku” emrini müteâkiben örtüsüne bürünen ürkek yürek, artık serpilip açılır ve her yanda Leylâ’yı “Mevlâ” görür hâle gelir. Ey Gönül! Cânına üflenen nefhayla yan da kavrul! Öyle ki, Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- ümmeti için gönlü dâim hüzne gark olurken dahî, yüzü her lahzâ beşûş (mütebessim) idi...
"Alıntıdır..."
Gül... geçer akçedir bizde... Ümmi Sinan’ın deyişiyle: “Gül alıp gül satarlar Gül içimize işlemiştir bizim. Bir gül medeniyetinin çocuklarıyız hepimiz. Gül’le yatarız akşamları ve gülle uyanırız sabahları. Geceleyin terlemişsek mutlaka gül kokarız. Bahçemizde renk renk güller vardır her mevsim. Kırmızı güller, beyaz güller, sarı hatta mavi güller... Mevlidlerde gül suyu ikram ederiz konuklarımıza gül kokulu lokumla birlikte. Nişanlarda gül şerbeti içeriz. Hastalarımızı gül şurubuna katılmış ilaçlarla tedavi ederiz. Sezai Karakoç’un deyimiyle gül kokusunu Hızır’ın fısıltısı sayarız biz, baharın salâvatıdır gül bahçeleri çünkü. Gökyüzünü seyrettiğimizde ışıl ışıl güller görürüz. Samanyolu’nun bir gül bahçesinden ne farkı vardır. Her gece elimizi bir yıldıza uzatır, aldığımız gülü annemize yahut bir sevdiğimize sunarız törenle. Bizim mahallemizde herkes böyle yapar. Gül gibi gülümseyen yüzüyle, gonca gibi açmış ruhuyla herkes birbirine gül hediye eder. Söze başlarken gülün adıyla başlarız, gülün adıyla kapatırız sohbetimizi. Birbirimize “gül” diye selam veririz. Derelerimizde söğüt serinliği ile gül kokusu iç içedir hep. Bir kutlu yatak gibidir, içi gülle doldurulmuş yumuşacık döşek gibidir ovalarımız. Ovalarda anneler vardır, gözyaşları gül yaşları olan ve terlediğinde gül suyu kokan. Dünyanın bütün ülkelerine gül taşıyan evlatları onlar doğurmuştur. Gül kokan ve gül taşıyan bir nesil, onların armağanıdır yeryüzüne. Gülün çocuklarıdır saygıyı hak eden insanlar. Üstüne gül yaprakları serpiştirilmiş örtü gibidir. Gül kokulu insanların yaşadığı evler. Su içtiğimiz kaplar gül renkli bakırla kaplanmıştır. Yemeklerimizi zeytinyağının yanı sıra gülyağıyla pişiririz. Susadığımızda gül şerbeti içeriz nedense. Bir şişenin içine gülün yapraklarını doldurur, sonra pencere kenarına sıralarız gül şişelerini. Çocuklar yaramazlık yaparken birbirlerine taş yerine gül atarlar bizim mahallede. Hatta kış olduğunda nedense gül topu oynarız, kartopu yerine. Ölülerimizi gül suyuyla yıkar, gül kokulu kefen bezine sararız. Başucuna bir gül ağacı dikeriz taş yerine. Beyaz gül çocuk yaşta iken öldüğüne işarettir. Kırmızıyı sevgilisine doyamadan ölmüş diye yorumlarız. Kim o sevgiliye doyabilmiştir ki sanki? Sarı yaşlanmış da öyle ölmüş demektir. Mavi evladının mürüvvetini göremeden giden annelerin mezarında açan gülün adıdır. Belki de ölünün “ellerine dokundurmak”, ona cenneti koklatabilmek içindir ektiğimiz güller, başucunda sürekli okunan Fatiha’dır, Yasin’dir, İhlas duasıdır öbek öbek güller. Bir çocuk gördük mü boynu bükük ve yetim Aziz Mahmud Hüdai Hz. gibi sesleniriz ona: “Gül ağlama gül bize Ve yüzünde güller açıverir de gülümsemeye başlar çocuk... Gül Kokulu Selamlar ve Duâlar ile...! Neler oluyor?En güzel selamlar ve en sıcak karşılama cümlelerinden sonra...
Beni tanıyanlar tanır. Bildiğim her şeyi paylaşmayı pek doğru bulmam. Konuşurum ama pek yazmak istemem. Çünkü yazmak sembollerle ifade etmek demektir. Yazı bir semboldür ve asla benim ruhumu benden iyi yansıtamaz. O nedenle de konuşmak, bahşedilmiş en güzel nimetlerden biridir. Allah (CC)'da Kur'an-ı Kerim'i gönderdikten sonra onu yaşayacak, söz ve beden ile tebliğ edecek Peygamberimiz, Sevgilimiz, Efendimiz Hz.Muhammed (SAV)'ı bizlere gönderdi. Onun lisanından dinlemek ve onun yaptıklarını izlemek bize 1400 sene sonra bile olsa, ne güzel nasip oldu.
Şimdi...
Gelelim mevzuya:
Son zamanlarda işler karışık. Ne işi mi? Tabii ki ülkemiz ve gelecek meselelerinden bahsediyorum. Demokrasinin ilginç açılımlarını ve kötü tecrübelerine hep birlikle şahitlik ediyoruz. Parti kapatmaları, davalar, faili mechul olaylar. Garip zamanlamalarla oluşturulmuş tuhaf gündemler ve bunların tümüne inat olarak insanların gerçek gündemi olan ekonomi ve işsizlik. Birebir olarak insanlarla hasbihal ettiğimde herkesin gündeminde ekonomi ve işsizlik var. Ama bu öyle müzmin bir hal almış ki, insanlar bu sorunların nasılsa çözülmeyeceğine inanmış ve o nedenle de yanında başka bir gündemi de ara sıcak olarak yaşıyor. Örneğin başörtüsü konusu. Bu konunun Kur'an açısından ne olduğuna hiç değinmeyeceğim. Ancak nasıl oluyor da bir gündem maddesini aydınlığa kavuşturamadan veya tam kovuşacakken birden bire başka bir gündem maddesine bu kadar hızlı geçebiliyoruz? Bunu bir türlü çözebilmiş değilim. (Aslında çözülüyor da, neyse...)
Siyaset zemini ilginç adetler içine girdi. Biz Cumhuriyet rejimi üzerinde demokrasi modeliyle yönetilen bir ülkeyiz. Tamam, kabul!... Piyasa koşulları libere edilmiş, açık bir toplumuz. Bu da tamam... Yalnız ne var ki, eskiden başbakanlar, milletvekilleri, anamuhalefet liderleri çıkıp halkın önünde konuşur, az da olsa hesap vermeye çalışırlardı. Üstelik üslubları pek bir farklıydı. Şimdilerde bakıyorum da Sayın Başbakan, vereceği ne varsa bunların tümünü grup toplantısından veriyor. Millet meclisinde, tüm vekillerin; dolayısıyla da tüm ülkenin huzurunda değerlendirmede bulunmaktan özenle kaçınıyor. Sayın Başbakanı Millet Meclisi kürsüsünde en son ne zaman dinlediğimi bile hatırlamıyorum. Aynı şekilde muhalefet liderleri de bu çirkin adetin içinde. Milletin önüne çıkmayıp, kendi vekillerine hitaben; kızım sana söylüyorum gelinim sen anla misali hitap ediyorlar. Öncelikle bunun nezaketten yoksun ve ayrıca millete karşı yapılmış haksız bir tavır olduğunun altını çizmeliyim. Tüm bunlara ilave olarak; Yapılan konuşmaların edebiyat ve zenginlik açısından pek bir lakayıt olduğunu da söylemeliyim. Bu bilgisizlikten midir? yoksa acelecilikten mi? henüz çözemedim. Son bir kaç yıldır başta görsel ve yazılı basın olmak üzere tüm ülke üzerinde bir dil erozyonu yaşanmakta. Bilmem katılırmısın ama ben bunu çok bariz bir şekilde görüyorum. Bu, bizi dar malzemeyle zengin fikirler üretmeye itiyor. Bunun olabilmesi mümkün değil. Neden mi?
Televizyonlarda yayınlanan dizi filmlerin hemen hepsi saçma sapan konular içermekte. Tam bir rezalet. Üstelik ne konuşulduğu da belli değl. Türkçemsi(!) bir dil var ortada.
Bakmak değil, görmek için izlenecek filmlerde farkedilebilecek olan alışveriş diye tabir edilebilecek; ancak sözüm ona güya romantik olan aşk filmleri ve onların içindeki iğrençlikler artık üzerimizden arındırılması güç bir katrana dönüşmüş vaziyette. Arık inançlarımız bile kalplerimizden sökülüp semboller ve bir takım işaretlerle ifade edilir oldu.
Sahi nedir bu?
Oturduğu yerde sakin sakin ve güzel bir şekilde yemeğini yiyen bir adamın, kalkmaktan olan trenini aniden farkedip, yemek yemekten vazgeçerek alelacele arkasından koşması gibi neyin arkasından koşturuyorlar bizi? Her şeyde bir aceleciliktir almış başını gidiyor. Tüketimde, yemekde, içmekte, uyumakta, hayatta, dilde, sözde, sanatta, inançta....
Aklınıza gelebilecek her şeyde bir sürü dayatmalarla karşı karşıyayız. O kadar ki, artık insanları dinlemektense onların sahip olduğu sembollere bakarak, onların üzerlerine kocaman puntalarla yazılmış etiketler yapıştırmak biz pek bir memnun eder olmuş!...
Türkler, 1300'lerde müslüman olduktan sonra artık kılıçlarını insanlar ölmesin diye kullandılar. Hülagü'nün Bağdat kütüphanelerinde yaptığı tahribatın acısını yüreğinden silmek istercesine dünyaya sanat, edebiyat, dil, bilim ve kültür hediye ettiler. Zamanında insanların adeta şiir yazarcasına birbirleriyle sohbet ettikleri, baykara meclislerini kendilerine rakip yapıp yine bir Türk ile yarıştıkları dönemleri var ettiler. O insanlar birbirlerini dinliyorlardı ve bize "Dinlemeyenler Dinlenmez..." öğüdünü aşılıyorlardı. Şimdi ne oldu? Komşumuzu, kardeşimizi, arkadaşlarımızı, babamızı, annemizi dinlemez olduk?
Politikacılarımız halkı, halkımız tarihini ve kendini dinlemez oldu...
Şimdi soru belli "Neler oluyor bize?" ya cevabı?
İbrahim AKAY
Bir beyit:
Ehl-i irfân arasında aradım, kıldım taleb
Her hüner makbul imiş, illa edeb, illa edeb.
. Konuşulan konu Tracking Organizasyonu.
Alıntı Tracking Organizasyonu.
|
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Yorumlarınızı ve imzanızı bekliyorum
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|