ibrahim's profilehazerunPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
hazerunbir dünyanın eşiğinde... |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Karıncanın Hakkı
Ebussuud Efendi yalnızca Türk tarihi içinde değil, bütün İslam tarihi içinde de en mümtaz din bilginlerinden biri, 16. yüzyılın yüz akı ve şerefi sayılacak çapta bir adamdır. Kanunî Sultan Sülayman Han ve oğlu II Selim zamanlarında 27 yıl şeyhülislâmlık yapmış, herkesin hürmetiyle birlikte itibarını kazanmış, kendi çağında bütün İslâm âleminde adından bahsettirmiştir. Vefatında Mekke ve Medine-i Münevvere uleması gıyabında cenaze namazı kılmışlardır. Kanunî'nin ona olan muhabbeti ve saygısı, başka hiç kimseye olmamıştır. Pek çok devlet muamelesinde ve şahsi işinde onun görüşünü alır, sonra da "bizi münevver kıldınız!" veya "Sözlerinizde bir hikmet saklı üstadım!" gibi iltifatlarda bulunurdu. Hatta onun elinin değdiği işlerin uğurlu geleceğine inanırmış. Süleymaniye Camii’nin temel atma merasimini ona yaptırması bu yüzden imiş. Kanunî, cenazesinin geleceği Zigetvar seferine giderken ona yazdığı mektuba şöyle başlamıştır:
“Hâlde hâldaşım, sinde kardaşımsın, ahret kardeşim, tarîk-i Hak’da yoldaşımsın!”
Uzun boylu, zayıfça, nuranî yüzü insanlara emniyet ve huzur telkin eden bu vakarlı adam şiirle de ilgilenmiş, bazı bilimsel risaleler yazmıştır. Ancak en önemli eseri hiç şüphesiz yüzyıllarca Türk milletine yol gösteren fetvalarıdır. Bu fetvalarda onun ince zekası, dini vukusu, yüksek meziyetleri vb. görülebilir.
Rivayet edilir ki aynı zamanda şair de olan Kanunî, sarayın bahçesinde dolaşırken armut ağacına bir karınca ordusunun musallat olduğunu ve ağacın bu gidişle çürüyeceğini görünce şeyhülislamına şu beyti havî bir pusula yazıp göndermiş:
Dırahta ger ziyan etse karınca Ziyanı var mıdır anı kırınca
(Ağacı karınca sarmış, ağaca zarar vermekte, acaba karıncaları öldürüp dağıtsam, bir ziyanı var mıdır?)
Şeyhülislam Efendi fetvasını aynı vezin ve kafiyede verir:
Yarın Hak’kın divanına varınca Süleyman’dan hakkın alır karınca
(Eğer böyle bir şeyi yaparsan, Ahiret günü Hak'kın huzuruna varınca, karınca da senden hakkını alır, unutma!)
Şeyhülislam Efendi’nin Neml Sûresi’nde anlatıldığı üzere, Süleyman Peygamber ile karınca arasında geçen hikayeye gönderme yaparak çok zarif bir nükte gösterdiğini söylemeye gerek yoktur heralde?!...
*** Layık mıdır ki yâre kesip verdiğim kalem Fetva-yı hûn-ı nâ-hakımı yazdı ibtidâ Nevres-i Kadim
Kendi elimle yontup sevgiliye sunduğum kalem ilk önce benim ölüm fetvamı yazmış. (Onu sevmekten başka bir suçum yokken) bu haksızlık reva mıdır?...
Kırk Ambar Ya ben nice dönmeyeyim
Kefenlere cep dikilir...
Karacaoğlan'ın Üryan geldim, üryan giderim dediği gibi, madem yalın geldim, yalın gideceğim yere niye kendimi dünyaya bunca ısıttım? Ey insan! Güzel insan... Gönlün hoş olsun... Allah (CC) iki cihanda da seni mutlu ve aziz kılsın. Dünya türlü nimetlerle bezeli; hepsini bizim için, bizi kendisi için yaratan Allah'a sonsuz hamd-ü sena ve şükürler olsun. Dünyadaki tüm nimetlerden istifade et! Allah, nimetlerini biz kulları için yarattı. Bunu yaparken hakkı gözet, ikrâmı etmeyi erdem bil ve sakın israf etme. Allah israf edenleri sevmez. Ey iyi insan! Dünya malı ne kadar toplansa da bir gün gelir tükenir. Elinden çıkar gider, yok olur. Söz yazılırsa kalır... acunu dolaşır. Ve her söz, söyleyeninin veledi-halifesidir. Allah (CC) sözün hayırlısını, hikmetlisini ve hoş olanını söylemeyi, hayırlı, güzel ve salih amel yapmayı nasip etsin inşallah. Dünya sevgisi insanı içten yakan bir ateş gibidir. Ateş dahi doğru kullanıldığında insanın emrindedir. Dünya güzel, hayat güzel. Bu dünyada yaratılan bunca nimetleri ve akıl almaz ahegi görüp yaradana hamd ve niyaz etmemek en büyük körlük ve dahi nankörlük değil midir? Derya içre olup deryayı bilmemek ne hazin bir fâsıklıktır!? Ahirete faik olmak için bu dünyayı iyi değerlendirmek gerek. Yaşama sevinci ve sevgisi elbette olmalı. Resullah Efendimiz, oğlu Hz. İbrahim'i Alem-i ahiret'e uğurlarken mezarı başında nasıl gözyaşı döktüğünü hatırla? Bir Peygamber idi fakat aynı zamanda bir babaydı da!... Her insan, Allah'a (CC) kul olma lütfuna ancak bu dünyada sahip olabilir. Öyleyse bu dünya mümin kimseler için de vazgeçilmezdir. Fakat dünya sevgisini içine sokmamak gereklidir. Zira bir sigaranın insanı yavaş yavaş öldürmesi gibi dünya sevgisi de insanı yavaş yavaş öldürür. Sen ölümsüzlüğü seç, ab-ı hayat bul. Dünyayı büsbütün terk etme, ama bu dünyada zarar edenlerden de olma! Üç-beş geçici çıkarlar, hevâ ve heves boş şeyler peşinde koşma ve kalp kırma! Unutma ki kalpler ancak Allah'a (CC) aittir. Dengeyi böyle kur. Ölümü tadacağını unutma. Bunu duyunca da korkuya kapılma, ölüm beden için bir sondur. Hayat, Allah (CC) indinde devam eden bir ezeldir. Her an kavuşma anını hatırla. Yolculuk sırasında içinden geçtiğimiz tüneller gibi... Tünele girdin mi? Bil ki çıkacaksın... Tünel bitip yola çıktığında karşında neyi bulacağını seçmek senin elindedir. Ve bu seçimi yapacağın yer de bu dünya hayatındır. İnsan… Hazreti insan… Ahretten ölüp dünyaya doğduğun günü biliyor musun? Hani sen ağlıyordun da herkes gülüyordu, herkes çok neşeliydi. Acaba o ağlama neydi? Neydi senin canını yakan ve ne kadar sürecekti bu ağlama? Sonra sen büyüdün. Zaman bir su gibi akıp geçti de sen bunun farkına bile varmadın. Hep bir şeyler istedin hayattan ve sadece istedin. Fakat bir geminin taşıyabileceği yük sınırı olduğu gibi bir insanın da taşıyabileceklerinin sınırı olduğunu hiç düşündün mü?... Peki nedir bu sınır ve nereye kadar yüklenmeli insan? İnsanı hasta yapan faktörler hep "aldıkları, elde ettikleri" değil midir? Bu hayatta isteyip de elde ettiklerin ve hatta henüz elde edemediklerin değil midir? İster maddi olsun ya da manevi…Yemek yemekten tut ta en son model arabaya, bilgisayara, IPhone’lara kadar… Nefs sahibi insan nefsini terbiye etmedikçe hep almak ister, yemeği bol yer, yedikçe acıkır, acıktıkça yer… Nefsi de böyledir... Her ne olsa yer, hasedi de yer, fesadı da… Halbuki her şeyin bir sonu olduğu gibi yediklerinin de bir sonu vardır. Mesela yemek yemeği ele alalım. En uzun ömürlüsünün etkisi sekiz saat değil midir? Sekiz saat sonra yine yemek yemeye mecburuz. Ancak yine de yedikçe yemek isteriz. Herşeyden, hepsinden, hep farklı ve hep bol isteriz... Hal böyleyken peşinen ve doymak bilmeksizin yediklerimizin faturası önümüze geldiğinde, bunun ödemekle ve üzerine bahşiş vermekle kurtulamayacağımız bir faturasının olduğunu ne de acı bir şekilde öğreniriz... Ya sağlığını kaybetmekle anlarsın ya da nefsinin seni kandırmışlıklarının sende ifna edeceği maddi ve manevi yaptırımlarıyla… Bu dünyanın seni sana rağmen yönetmesine izin vermeye ne kadar devam edeceksin? Şöyle bir düşün! Dünyayı yenen İskender, denizi yaran Musa, ölüyü dirilten İsa nerede şimdi? Ve bil ki! Ölüyü gören hiç kimse diri kalamaz. Hayata ağlayarak başlamıştın unuttun mu? Çok az bir rahat karşılığında yine ağlayarak gitmek ne acı olur!... Öyle bir hayat yaşamalı ki insan, bu dünyaya ağlayarak gelip gülerek gitmeyi öğrenmeli ve öyle yaşamalıdır. Sen doğduğunda gülenler, sen giderken ve gittiğinde arkandan ağlayabilmeli ve senin arkanda bıraktığın eserlerinle anabilmeli, hayırla yâd edebilmelidir. Ne hayırlı bir kul idi. Doğrusu biz onu Allah'ın razı olduklarından zannederiz dedirtebilmelidir. Her şeyin bir kullanma kılavuzu olduğu gibi hayatın ve bedenin de bir kullanma kılavuzu vardır. En büyük kaynak, Hz.Kur’an ve onu bize tebliğ eden Hz. Muhammed Mustafa S.A.V. efendimiz ve hayat-ı sââdetleridir. Çok çalışan ve para kazanan biri gördükleri zaman derler ki “bu kadar çok çalışıp ne yapacaksın. Kefenin cebi yokki!?” Oysa kefenin cebi vardır. Hem de iç cebi vardır. Fakat bu cep öyle bizim ceket cebi gibi değildir. Çok büyüktür. İçine koskocaman bir hayat sığabilir. Bu cep, hesap ödeme yeri olan mahşer'e gelindiğinde boşaltılır… Cepten, bu hayatta yaptıklarının bedeli olan güzel amellerin çıkarılması istenir. Eğer o cebin içinden çıkanlar, kişiyi kurtaramayacak kötü amel ve fiiller olursa o hesap anında yaşanacakları bu dünya aklıyla tefekkür edebilmek kâbil midir? Halbuki bunu tersine çevirmek bu dünyada mümkün olabilen bir şeydir. İşte bu bedenini ve hayatını nasıl kullanman gerektiğini doğru kaynaklardan öğrenir ve buna göre yaşarsan o zaman herkesin titrediği o günde yüzün ak olur. Hele bir düşün! Kendisinden istenenleri ve beklenenleri birazcık olsun yapmışsa o kişi, o cepten bunlar da çıkar ve biraz olsun o kişiyi rahatlatır, ümitlendirir. Hesabı ödeyip ödeyemeyeceğini endişeyle ve rahmetle seyreden bir dostu vardır yanında. Fahr-i Kainat, alemlere rahmet olarak gönderilen Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa (S.A.V.)’dır. Birazcık olsun, borcunu ödeyebileceğine dair bir ümit varsa, hesabın sahibine, o kişi için şefaat eder. Yalvarır… Allah’ım bu kulunu affet, o benim ümmetimdendir der. Düşün! Hiç görmediğin biri, senin bu dünyada yaptıklarına, yiyip içtiklerine, yaptığın dedikodu ve kötü işlere, iyiliklere, anne-babana karşı davranışlarına, komşularınla olan münasebetlerine ve her türlü kusuruna rağmen seni savunuyor. Sence böyle bir yar var mıdır bu dünya hayatında? Ne müthiş değil mi? İşte böylesi hakiki bir sevgili edinmek ve ona ulaşmak için güzel ve salih amel işleyip sevdiğin gibi olmaya çalışmak lazımdır. Kimsenin kimseye fayda vermeyeceği ve pişman olmayan kimsenin kalmayacağı öyle bir zamandır ki o; münafığından tut da Allah’ın sevgili kullarına kadar herkes bir pişmanlık içinde olacak. Münafık olanlar kötü amellerine hayıflanacak, veli kullar keşke daha çok ibadet edip hayırlı ameller yapsaydım da bu nimetlerden daha çok yararlansaydım diyecek. Fakat hayıflanmayan ve pişman olmayan kimse kalmayacak. Şimdi artık soru, "Kefenin cebi var mıdır?" sorusu değil, "ben cebime ne dolduruyorum?" sorusunu sorma vaktidir. Cebinizin Gül Muhammed kokusu, aşkı ve muhabbeti ile dolmasını Cenab-ı Hak'dan niyaz ederim.
Bâki selamlar... Su Kasidesi
İmbikten geçmiş
Küçücük bir çocuğun eline dünyanın bütün hazinelerini verseler, çocuktur en nihayet, bilmez hikmetini ve minnetini...
Lateşbih, bir milletin tarihi de bu duruma benzer paralellikler gösterebilir. Duyup dinleriz ama kaynaklara pek inmeyiz ve vaziyetten hükümler bina etmeyi pek severiz. Birçok sebebi vardır elbette, fakat en mütebariz olanı, okumaktan çok efsaneleşmiş şekilde dinlemeyi biraz daha seviyor olmamız olabilir mi? dersiniz...
Yavuz Sultan Selim Han; Nâmı kıtaları ve zamanları aşmış, ünü büyük bir padişahtır hiç şüphesiz. Hadem-ul Harameyn!... Onun adı anıldığı zaman haşmet, celal ve disiplin birlikte anılır; adeta yan yana dururdu. Yavuz Sultan Selim Han, en ufak hataları bile affetmeyen, cezalandıran ve bu şekilde devletin sırrını, sıhhatini sağlayan ve sekiz yıl gibi kısa süren saltanatında devlet hazinesini muazzam derecede büyüterek ikiye katlayan ve önemli fetihleri gerçekleştirerek Hadim-ul Harameyn; yani Beytullah'ın hizmetçisi ünvanını alan padişahtır, bilirsiniz... Sultan Selim Han'ın celâlliliğini anlatmak için şöyle bir hadise geldi hatırıma. Onun zamanında halk arasında bir beddua uydurulmuştu. İnsanlar birisini çekemezlerse, "İnşallah Sultan Selim'e vezir olursun!.." diyorlardı. Bu iltifat gibi görünen bir bedduaydı çünkü bu çok tehlikeli bir şeydi, adeta her an kelle koltukta yaşamak demekti. Fakat sultanın celâli nefsinden, makamından değil, devlete ve din-i mübin-i islam'ın bekası adına adalet ve hilafet içindi.
Bunların yanında sultanın bilinmeyen bazı yönleri de vardı, ya da bilinen fakat her ne hikmetse, yakın dönemimizden başlayarak bugünde pek dillendirilmeyen yanları...
Bazen bildiğimizi zannettiğimiz gerçekleri yeniden gözden geçirmek ve bunu yaparken kaynaklara inerek neleri bilmediğimizin üzerinde durmak lazım. Sultan Selim Han'ı anlatmak için küçük bir kıssayı anlatmak yeterli olur herhalde.
Sultan Selim Han, Mısır'ı fethetmek için sefere çıktığında yaşanan ibretlik ve hikmetlik bir çok olay meydana gelmişti. Bunlardan bazıları bilinir fakat bazıları pek bilinmez. Sultan Selim Han sekiz yıl gibi kısa süren saltanat döneminde cengaverane tavırları ve hata affetmezliğiyle bilinir genelde. Sert, disiplinli, güçlü ve korkusuz bir Osmanlı Padişahıdır. Fakat bu özelliklerinin hiçbiri kendi benliğinden olmayan, devletin ve Din-i mübin-i İslam'ın muzaffer olması için kendini Allah yolunda cenk edip dünyayı İslam'a açmaya, fethetmeye adamış biridir. Onun bu hata kabul etmez görünüşlü yapısı altında, büyük bir manevi bağ ve edep yatmaktadır hiç şüphesiz.
Sefer vakti gelip yola düşüldüğünde Sultan, ordunun en önünde yürümekte, ordu ise sultanı takiben devlet-i erkân ile sultanın peşisıra gelmektedir. Ordu bu şekilde ilerlerken bağlık bostanlık yollardan geçmekte, yeşil çayırlar aşılmaktadır. Bugünkü Gebze civarı da o zamanlar bostanlık ve bağlık bir bölge idi. Her tarafta meyve bahçeleri ve güzel ağaçlar vardı. İçi, dışı, kalbi, beyni ve attığı her adım Allah ile olan bu büyük hükümdarı birden bir düşünce aldı. Acaba ordu içinden bir asker bile olsa, bu bahçelerdeki meyve ağaçlarından bir tane bile olsa sahibinden izinsiz koparıp yemiş midir? diye düşünür. Hemen yeniçeri ağasını çağırarak, tüm ordunun kontrolden geçirilmesini ve bir tek meyve çöpü dahi bulunsa, kendisine bildirilmesini emir buyurur. Bunun üzerine tüm ordu durdurulur ve bütün herkes baştan aşağıya aranır. Sonuçta hiçbir çöp veya artık izine dahi rastlanmaz. Sultan'ın huzuruna gelen ağa, "Sultan'ım, tek bir ize dahi rastlamadık" der. Sultan Selim Han, bu cevabı alınca mütebessim olur ve Cenab-ı Allah'a na-mütenahi hamd ederek, "Eğer bir tek kuru çöp dahi çıksaydı, bu seferden vazgeçerdim. Haram yiyen orduyla muzafferiyet olmaz." demiş ve "bu mübarek orduyu benden alma Ya Rabbi" diye dua etmiştir.
Uzun bir yolculukla Sinâ çölüne gelinmiş, burada bir müddet konaklama kararı verilmişti. Bu sırada bir olay meydana gelir. Yeniçeri askerleri gece olunca Sultan'ın otağına ok atarlar. Sultan, askerlerin bu endişesine ve tavrına karşı metanetini kaybetmez, sabah olduğunda ordusunu toplayarak bir nutuk irad eder ve ortalık bir müddet sakinleşir. İkinci gecenin sabahına doğru, alacakaranlık hakimken birden bire karargahta bir gümbürtü kopar, hiç kimse ne olduğunu anlayamaz, ortalık karışır. Düşman askerlerinin saldırısına uğradık sanılarak herkes ayaklanır, nöbetçiler geçilmiş, ordunun içine girilmiştir. Sultan Selim Han, iç elbiseleriyle birlikte otağından çıkar ve önünden belli belirsiz geçmekte olduğunu gördüğü ilk şeyin üzerine atlar. Meğer düşman askeridir diye sanarak atladığı şey, bir erkek aslanmış. Aslanı yelelerinden tutup, kafasını kuma vurarak ve bir müddet boğuştuktan sonra öldüren Sultan'ın, bu hayret verici gücünü ve cesaretini gören ordu, büyük bir moral bulur. Meğer düşman saldırısına uğradıklarını sandıkları düşman istilası değil bir aslan sürüsüymüş. Orduyu aslan sürüsü basmış.
Bu hikaye böyle, bunu bir kenara koyun.
Yıllar sonra, o cengaverliğiyle, haşmetiyle bilinen, karargahlar arasında bir oradan bir buraya koşturan, devamlı savaş ve muharebe alanlarında olduğunu düşündüğümüz o büyük sultan, bakın ne yazmış...
MERDÜM-Ü DİDEME BİLMEM NE FÜSUN ETTİ FELEK EŞKİMİ ETTİ FÜZUN ÇEŞMİMİ HUN ETTİ FELEK Şİ'RLER PENÇE-İ KAHRIMDA OLURKEN LERZAN BİR GÖZLERİ AHUYA ZEBUN ETTİ FELEK
Felek, benim gözbebeğime acaba nasıl bir tılsım, nasıl bir efsun koydu ki, göz yaşlarımı akıttıkça akıttı ve bu göz yaşlarımı artık kanlı gözyaşı haline getirdi. Oysa aslanlar bile benim kahır pençemin altında inim inim inlerken, şu işe bak ki, felek beni bir ahu gözlü güzele köle etti...
Ava giden avlanmış! Padişah tutsak olmuş. Hükümdar iken kul olmuş... Hükümdarlığı bırakmış, bir güzele kul olmuş...
O, hem siirin hem de devletin sultanıydı. Kılıcı coğrafyalar üzerinde fetihler gerçekleştirirken, kalemiyle de gönülleri fethetmeye, milletine ve müslümanlara edeb, muhabbet, aşk ve geleceğin yolunu gösteriyor, fetihler yapıyordu.
İşte imbikten geçmiş, incelmiş ve yüksek edep sahibi Sultan Selim Han'ın haşmet ve tevazu arasında hengi damaktadıyla okusak daha iyi olur diye kararsız bırakacak hayatına küçük bir bakıştı anlatmak istediğim. Bu büyük Sultan'ı, sadece savaş adamı ve hükümdar olarak bilmekle yetinerek, hem kendimize hem de bu büyük geçmişimize haksızlık yapış olmaz mıyız?
Bâki selamlar,
İbrahim AKAY |
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Yorumlarınızı ve imzanızı bekliyorum
ibrahim akaywrote:
Merhaba. Hazerun, her daim nöbet tutmaya talimli ve hazır kimse demektir. Pek bilinmemekle birlikte hazirun ile karıştırılır. selamlar...
May 19
samanyoluwrote:
Selamlar...
Hazerun ne demek?
May 18
samanyoluwrote:
İçten bir selamdan sonra,
bloguma yaptıgınız güzel yorum için teşekkür ederim;yorumlarınız dahi ,abartısız, bir blog yazısı niteliğinde.Blogunuz çok renkli;her biri farklı bir nefes...Alanınızın devamından yanayım;paylaşın!
Selametle kalın...
June 11
No namewrote:
Canım Arkadaşım,
Hazırlamış olduğun spaces sayfası için çok sağ ol. Eline ve bilgin e sağlık. Bilginin paylaşıldıkça değer kazandığını bilen biri olarak, bu uğurda sabrında, vaktinde bol olsun. İlk insandan günümüze, bilgisini paylaşan insanların ne kadar değerli insanlar olduğu bir gerçek. Senin kalbinin güzelliği ile de bu tamamlanıyor. Canım arkadaşım bu uğraşlarda sabrının sonsuzluğunu ve başarılarının devamını dilerim.
Kurtuluş
May 21
Baki melampawrote:
Merhabalar,
Hazırlamış olduğunuz sayfayı çok beğendim. Edebiyat kokan, kalplere sevgi aşılayan güzel bir blog oluşturmuşsunuz. Bu güzelliklerin devamını dilerim.
Tebessüm ile...
Feb. 6
samanyoluwrote:
Slm,
çok güzel hazırlanmış bir space.Blog oldukça güzel;edebiyatı seviyorsunuz.
Alanınızın devamı dileği ile...Sağlıcakla kalın..
Nov. 15
özcan
wrote:
ibrahim bu nedir böyle
ben bu blog'u pc üzerine hazırlamışsındır diye düşünmüştüm.
ama bu da güzel.
Oct. 25
Aydoğan
wrote:
Abi eline sağlık blog güzel görünüyorda pek inceleyemedim "geçerken uğrama" misali :)
Daha sonra detaylı incelemek üzere, görüşürüz.
Sept. 9
Nuray Demirtaşwrote:
Canım arkadaşım affına sığınarak çok utanarak yazıyorum
Nuray Saltık
Sept. 5
Metin
wrote:
Tertibim, nihayet mail adresini bulabildim. ben Metin. Kavuşturan Allah'a şükürler olsun. Alanını gezdim cok guzel şeler yazmışsın. bunlar seni tanımlamak için az kalmış. tanıdığım en güzel insan.
not: askerlik fotoğraflarını da koysan harika olur
July 14
pretty grlwrote:
arkadaşıım süppeerr bir space...sana yakışır...tbrler...
June 22
ARZU DEMIRwrote:
Selamlar.
İbrahim harika bir space olmuş ellerine yüreğine sağlık...
arzu demir
June 3
Berrin Dalça
wrote:
Merhabalar İbrahim Bey,
Şimdi siz benim yazdığım yorumu görünce şaşırmış olacaksınız belki ama; ben de sizin hazırlamış olduğunuz bu siteyi tesadüfen de olsa gördüğümde şaşırmış oldum. Sizin gibi ince ve değerli bir insanın kaleminde dökülen bu yazıları okumak son derece keyif vericiydi. Tebrik eder, başarılarınızın devamını dilerim.
Berrin Dalça
Mikobil Yazılım...
May 25
mct krkswrote:
Selamun aleykum. Ibrahim bey merhabalar. Ben de calakalem hazirladiginiz bu guzel sitanizi gezdim. Tabiki begendim.. Cok basarili calismalarinizin devamini dilerim. Mecit Karakis. Kadriye koy imam hatibi
May 21
TURANwrote:
Çok güzel olmuş dostum eline sağlık Kore filmleri tanıtımları bekliyoruz
May 21
KaramurseL Citywrote:
Harika bir Space oluşturmuşsun İbrahim tebrik ederim.Çok akustik olmuş...
Hayırlı Olsun ;)
May 20
edanurwrote:
Çok güzel bir site hazırlamışın.Tebrik ederim.
sevgili yiyenin,EDANUR.
May 3
Deniz Ozyurek
wrote:
Ellerine sağlık arkadaşım. çok güzel bir blog hazırlamışsın.
Selamlar, Deniz...
Apr. 28
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|