ibrahim's profilehazerunPhotosBlogListsMore Tools Help

hazerun

bir dünyanın eşiğinde...
Loading...

Karıncanın Hakkı

 

Ebussuud Efendi yalnızca Türk tarihi içinde değil, bütün İslam tarihi içinde de en mümtaz din bilginlerinden biri, 16. yüzyılın yüz akı ve şerefi sayılacak çapta bir adamdır. Kanunî Sultan Sülayman Han ve oğlu II Selim zamanlarında 27 yıl şeyhülislâmlık yapmış, herkesin hürmetiyle birlikte itibarını kazanmış, kendi çağında bütün İslâm âleminde adından bahsettirmiştir. Vefatında Mekke ve Medine-i Münevvere uleması gıyabında cenaze namazı kılmışlardır. Kanunî'nin ona olan muhabbeti ve saygısı, başka hiç kimseye olmamıştır. Pek çok devlet muamelesinde ve şahsi işinde onun görüşünü alır, sonra da "bizi münevver kıldınız!" veya "Sözlerinizde bir hikmet saklı üstadım!" gibi iltifatlarda bulunurdu. Hatta onun elinin değdiği işlerin uğurlu geleceğine inanırmış. Süleymaniye Camii’nin temel atma merasimini ona yaptırması bu yüzden imiş. Kanunî, cenazesinin geleceği Zigetvar seferine giderken ona yazdığı mektuba şöyle başlamıştır:

 

“Hâlde hâldaşım, sinde kardaşımsın, ahret kardeşim, tarîk-i Hak’da yoldaşımsın!”

 

Uzun boylu, zayıfça, nuranî yüzü insanlara emniyet ve huzur telkin eden bu vakarlı adam şiirle de ilgilenmiş, bazı bilimsel risaleler yazmıştır. Ancak en önemli eseri hiç şüphesiz yüzyıllarca Türk milletine yol gösteren fetvalarıdır. Bu fetvalarda onun ince zekası, dini vukusu, yüksek meziyetleri vb. görülebilir.

 

Rivayet edilir ki aynı zamanda şair de olan Kanunî, sarayın bahçesinde dolaşırken armut ağacına bir karınca ordusunun musallat olduğunu ve ağacın bu gidişle çürüyeceğini görünce şeyhülislamına şu beyti havî bir pusula yazıp göndermiş:

 

Dırahta ger ziyan etse karınca

Ziyanı var mıdır anı kırınca

 

(Ağacı karınca sarmış, ağaca zarar vermekte, acaba karıncaları öldürüp dağıtsam, bir ziyanı var mıdır?)

 

Şeyhülislam Efendi fetvasını aynı vezin ve kafiyede verir:

 

Yarın Hak’kın divanına varınca

Süleyman’dan hakkın alır karınca

 

(Eğer böyle bir şeyi yaparsan, Ahiret günü Hak'kın huzuruna varınca, karınca da senden hakkını alır, unutma!)

 

Şeyhülislam Efendi’nin Neml Sûresi’nde anlatıldığı üzere, Süleyman Peygamber ile karınca arasında geçen hikayeye gönderme yaparak çok zarif bir nükte gösterdiğini söylemeye gerek yoktur heralde?!...

 

***

Layık mıdır ki yâre kesip verdiğim kalem

Fetva-yı hûn-ı nâ-hakımı yazdı ibtidâ

Nevres-i Kadim

 

Kendi elimle yontup sevgiliye sunduğum kalem ilk önce benim ölüm fetvamı yazmış. (Onu sevmekten başka bir suçum yokken) bu haksızlık reva mıdır?...

 

 

 

 

 

 

Kırk Ambar

Ya ben nice dönmeyeyim

bir dertliyim derdim vardır
ya ben nice dönmeyeyim
her dem işim ahuzardır
ya ben nice dönmeyeyim
aşk odu yürekte yanar
beni gören mecnun sanar
gökyüzünde ay, gün döner
ya ben nice dönmeyeyim
gel şekki gönlümden gider
müminlerde inkar nider
melekler arşı devreder
ya ben nice dönmeyeyim
biziz ümmet-i nacîler
hak yolunda duacılar
kabe'de döner hacılar
ya ben nice dönmeyeyim
bu sırra münkirler ermez
dost yüzünü körler görmez
çark-ı felek döner durmaz
ya ben nice dönmeyeyim
yeller eser deniz coşar
ırmaklar dağlardan aşar
döne döne sular taşar
ya ben nice dönmeyeyim
seyyit nizamoğlu tektir
münafığın işi şektir
evvel ahir dönmek haktır
ya ben nice dönmeyeyim
 
Halveti büyüklerinden Seyyit Nizamoğlu Seyyit Seyfullah Aleyhimesselam.
 

Kefenlere cep dikilir...

Karacaoğlan'ın Üryan geldim, üryan giderim dediği gibi, madem yalın geldim, yalın gideceğim yere niye kendimi dünyaya bunca ısıttım? 

Ey insan! Güzel insan... Gönlün hoş olsun... Allah (CC) iki cihanda da seni mutlu ve aziz kılsın. Dünya türlü nimetlerle bezeli; hepsini bizim için, bizi kendisi için yaratan Allah'a sonsuz hamd-ü sena ve şükürler olsun. Dünyadaki tüm nimetlerden istifade et! Allah, nimetlerini biz kulları için yarattı. Bunu yaparken hakkı gözet, ikrâmı etmeyi erdem bil ve sakın israf etme. Allah israf edenleri sevmez.  

Ey iyi insan! Dünya malı ne kadar toplansa da bir gün gelir tükenir. Elinden çıkar gider, yok olur. Söz yazılırsa kalır... acunu dolaşır. Ve her söz, söyleyeninin veledi-halifesidir. Allah (CC) sözün hayırlısını, hikmetlisini ve hoş olanını söylemeyi, hayırlı, güzel ve salih amel yapmayı nasip etsin inşallah. Dünya sevgisi insanı içten yakan bir ateş gibidir. Ateş dahi doğru kullanıldığında insanın emrindedir. Dünya güzel, hayat güzel. Bu dünyada yaratılan bunca nimetleri ve akıl almaz ahegi görüp yaradana hamd ve niyaz etmemek en büyük körlük ve dahi nankörlük değil midir? Derya içre olup deryayı bilmemek ne hazin bir fâsıklıktır!? Ahirete faik olmak için bu dünyayı iyi değerlendirmek gerek. Yaşama sevinci ve sevgisi elbette olmalı. Resullah Efendimiz, oğlu Hz. İbrahim'i Alem-i ahiret'e uğurlarken mezarı başında nasıl gözyaşı döktüğünü hatırla? Bir Peygamber idi fakat aynı zamanda bir babaydı da!...

Her insan, Allah'a (CC) kul olma lütfuna ancak bu dünyada sahip olabilir. Öyleyse bu dünya mümin kimseler için de vazgeçilmezdir. Fakat dünya sevgisini içine sokmamak gereklidir. Zira bir sigaranın insanı yavaş yavaş öldürmesi gibi dünya sevgisi de insanı yavaş yavaş öldürür. Sen ölümsüzlüğü seç, ab-ı hayat bul. Dünyayı büsbütün terk etme, ama bu dünyada zarar edenlerden de olma! Üç-beş geçici çıkarlar, hevâ ve heves boş şeyler peşinde koşma ve kalp kırma! Unutma ki kalpler ancak Allah'a (CC) aittir. Dengeyi böyle kur. Ölümü tadacağını unutma. Bunu duyunca da korkuya kapılma, ölüm beden için bir sondur. Hayat, Allah (CC) indinde devam eden bir ezeldir. Her an kavuşma anını hatırla. Yolculuk sırasında içinden geçtiğimiz tüneller gibi... Tünele girdin mi? Bil ki çıkacaksın... Tünel bitip yola çıktığında karşında neyi bulacağını seçmek senin elindedir. Ve bu seçimi yapacağın yer de bu dünya hayatındır.

İnsan… Hazreti insan…

Ahretten ölüp dünyaya doğduğun günü biliyor musun? Hani sen ağlıyordun da herkes gülüyordu, herkes çok neşeliydi. Acaba o ağlama neydi? Neydi senin canını yakan ve ne kadar sürecekti bu ağlama? Sonra sen büyüdün. Zaman bir su gibi akıp geçti de sen bunun farkına bile varmadın. Hep bir şeyler istedin hayattan ve sadece istedin. Fakat bir geminin taşıyabileceği yük sınırı olduğu gibi bir insanın da taşıyabileceklerinin sınırı olduğunu hiç düşündün mü?... Peki nedir bu sınır ve nereye kadar yüklenmeli insan? 

İnsanı hasta yapan faktörler hep "aldıkları, elde ettikleri" değil midir? Bu hayatta isteyip de elde ettiklerin ve hatta henüz elde edemediklerin değil midir? İster maddi olsun ya da manevi…Yemek yemekten tut ta en son model arabaya, bilgisayara, IPhone’lara kadar… Nefs sahibi insan nefsini terbiye etmedikçe hep almak ister, yemeği bol yer, yedikçe acıkır, acıktıkça yer… Nefsi de böyledir... Her ne olsa yer, hasedi de yer, fesadı da… Halbuki her şeyin bir sonu olduğu gibi yediklerinin de bir sonu vardır. Mesela yemek yemeği ele alalım. En uzun ömürlüsünün etkisi sekiz saat değil midir? Sekiz saat sonra yine yemek yemeye mecburuz. Ancak yine de yedikçe yemek isteriz. Herşeyden, hepsinden, hep farklı ve hep bol isteriz... Hal böyleyken peşinen ve doymak bilmeksizin yediklerimizin faturası önümüze geldiğinde, bunun ödemekle ve üzerine bahşiş vermekle kurtulamayacağımız bir faturasının olduğunu ne de acı bir şekilde öğreniriz... Ya sağlığını kaybetmekle anlarsın ya da nefsinin seni kandırmışlıklarının sende ifna edeceği maddi ve manevi yaptırımlarıyla… 

Bu dünyanın seni sana rağmen yönetmesine izin vermeye ne kadar devam edeceksin?

Şöyle bir düşün! Dünyayı yenen İskender, denizi yaran Musa, ölüyü dirilten İsa nerede şimdi? Ve bil ki! Ölüyü gören hiç kimse diri kalamaz.

Hayata ağlayarak başlamıştın unuttun mu? Çok az bir rahat karşılığında yine ağlayarak gitmek ne acı olur!... Öyle bir hayat yaşamalı ki insan, bu dünyaya ağlayarak gelip gülerek gitmeyi öğrenmeli ve öyle yaşamalıdır. Sen doğduğunda gülenler, sen giderken ve gittiğinde arkandan ağlayabilmeli ve senin arkanda bıraktığın eserlerinle anabilmeli, hayırla yâd edebilmelidir. Ne hayırlı bir kul idi. Doğrusu biz onu Allah'ın razı olduklarından zannederiz dedirtebilmelidir.

Her şeyin bir kullanma kılavuzu olduğu gibi hayatın ve bedenin de bir kullanma kılavuzu vardır. En büyük kaynak, Hz.Kur’an ve onu bize tebliğ eden Hz. Muhammed Mustafa S.A.V. efendimiz ve hayat-ı sââdetleridir.

Çok çalışan ve para kazanan biri gördükleri zaman derler ki “bu kadar çok çalışıp ne yapacaksın. Kefenin cebi yokki!?”

Oysa kefenin cebi vardır. Hem de iç cebi vardır. Fakat bu cep öyle bizim ceket cebi gibi değildir. Çok büyüktür. İçine koskocaman bir hayat sığabilir. Bu cep, hesap ödeme yeri olan mahşer'e gelindiğinde boşaltılır… Cepten, bu hayatta yaptıklarının bedeli olan güzel amellerin çıkarılması istenir. Eğer o cebin içinden çıkanlar, kişiyi kurtaramayacak kötü amel ve fiiller olursa o hesap anında yaşanacakları bu dünya aklıyla tefekkür edebilmek kâbil midir?

Halbuki bunu tersine çevirmek bu dünyada mümkün olabilen bir şeydir. İşte bu bedenini ve hayatını nasıl kullanman gerektiğini doğru kaynaklardan öğrenir ve buna göre yaşarsan o zaman herkesin titrediği o günde yüzün ak olur. Hele bir düşün! Kendisinden istenenleri ve beklenenleri birazcık olsun yapmışsa o kişi, o cepten bunlar da çıkar ve biraz olsun o kişiyi rahatlatır, ümitlendirir. Hesabı ödeyip ödeyemeyeceğini endişeyle ve rahmetle seyreden bir dostu vardır yanında. Fahr-i Kainat, alemlere rahmet olarak gönderilen Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa (S.A.V.)’dır. Birazcık olsun, borcunu ödeyebileceğine dair bir ümit varsa, hesabın sahibine, o kişi için şefaat eder. Yalvarır… Allah’ım bu kulunu affet, o benim ümmetimdendir der. 

Düşün! Hiç görmediğin biri, senin bu dünyada yaptıklarına, yiyip içtiklerine, yaptığın dedikodu ve kötü işlere, iyiliklere, anne-babana karşı davranışlarına, komşularınla olan münasebetlerine ve her türlü kusuruna rağmen seni savunuyor. Sence böyle bir yar var mıdır bu dünya hayatında? Ne müthiş değil mi? İşte böylesi hakiki bir sevgili edinmek ve ona ulaşmak için güzel ve salih amel işleyip sevdiğin gibi olmaya çalışmak lazımdır.

Kimsenin kimseye fayda vermeyeceği ve pişman olmayan kimsenin kalmayacağı öyle bir zamandır ki o; münafığından tut da Allah’ın sevgili kullarına kadar herkes bir pişmanlık içinde olacak. Münafık olanlar kötü amellerine hayıflanacak, veli kullar keşke daha çok ibadet edip hayırlı ameller yapsaydım da bu nimetlerden daha çok yararlansaydım diyecek. Fakat hayıflanmayan ve pişman olmayan kimse kalmayacak. 

Şimdi artık soru, "Kefenin cebi var mıdır?" sorusu değil, "ben cebime ne dolduruyorum?" sorusunu sorma vaktidir.

Cebinizin Gül Muhammed kokusu, aşkı ve muhabbeti ile dolmasını Cenab-ı Hak'dan niyaz ederim.

 

Bâki selamlar... Kırmızı gül

Su Kasidesi

 

KASÎDE DER NA’T-I HAZRET-İ NEBEVÎ

 

(Su Kasidesi)

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda vermez.)
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su
(Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem..)
Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su
(Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana getirir.)
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
ıhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su
(Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.)
Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su
(Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)
Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su
(Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi, gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar uğraşsa yine de gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki tüylere benzetemez. )
Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su
(Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.)
Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su
(Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.)
İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su
(Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.)
Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su
(Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum, sofular da kevser istiyorlar.)
Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su
(Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.)
Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su
(Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere bırakamam.)
Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su
(Dostlarım! şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun.)
Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su
(Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi (yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından) kurtarabilir.)
İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağınun mizâcına gire kurtara su
(Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını değiştirmesi gerekir.)
Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su
(Su Hz. Muhammed’in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça göstermiştir.)
Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su
(ınsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz. Muhammed’in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su serpmiştir.)
Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su
(Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su meydana çıkarmıştır.)
Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su
(Hz. Peygamberimiz’in mûcizeleri dünyada uçsuz bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o mucizelerden), ateşe tapan kâfirlerin binlerce mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)
Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su
(Mihnet günü Ensâr’a parmağından su verdiğini (bir mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.)
Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su
(Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su, düşmanına) elbette yılan zehrine döner.)
Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su
(Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan) yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.)
Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su
(Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)
Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su
(Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da olsa o eşikten dönmez.)
Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su
(Sarhoşlar içkiden sonra gelen baş ağrısını gidermek için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na’tının zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine) derman bilirler.)
Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su
(Ey Allah’ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)
Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi’râc’da
şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su
(Sen o kerâmet denizisin ki mi’râc gecesinde feyzinin çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)
Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su
(Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa, güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel su iner.)
Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su
(Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış, (ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden ümitliyim.)
Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su
(Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin (alelâde) sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su (damlası) gibi birer inci olmuştur.)
Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su
(Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su (gözyaşı) döktüğü zaman,)
Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su
(O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını ummaktayım.)
Mehmed bin Süleyman - Fuzûlî

İmbikten geçmiş

 

Küçücük bir çocuğun eline dünyanın bütün hazinelerini verseler, çocuktur en nihayet, bilmez hikmetini ve minnetini...

 

Lateşbih, bir milletin tarihi de bu duruma benzer paralellikler gösterebilir. Duyup dinleriz ama kaynaklara pek inmeyiz ve vaziyetten hükümler bina etmeyi pek severiz. Birçok sebebi vardır elbette, fakat en mütebariz olanı, okumaktan çok efsaneleşmiş şekilde dinlemeyi biraz daha seviyor olmamız olabilir mi? dersiniz...

 

Yavuz Sultan Selim Han; Nâmı kıtaları ve zamanları aşmış, ünü büyük bir padişahtır hiç şüphesiz. Hadem-ul Harameyn!... Onun adı anıldığı zaman haşmet, celal ve disiplin birlikte anılır; adeta yan yana dururdu. Yavuz Sultan Selim Han, en ufak hataları bile affetmeyen, cezalandıran ve bu şekilde devletin sırrını, sıhhatini sağlayan ve sekiz yıl gibi kısa süren saltanatında devlet hazinesini muazzam derecede büyüterek ikiye katlayan ve önemli fetihleri gerçekleştirerek Hadim-ul Harameyn; yani Beytullah'ın hizmetçisi ünvanını alan padişahtır, bilirsiniz...  Sultan Selim Han'ın celâlliliğini anlatmak için şöyle bir hadise geldi hatırıma. Onun zamanında halk arasında bir beddua uydurulmuştu. İnsanlar birisini çekemezlerse, "İnşallah Sultan Selim'e vezir olursun!.." diyorlardı. Bu iltifat gibi görünen bir bedduaydı çünkü bu çok tehlikeli bir şeydi, adeta her an kelle koltukta yaşamak demekti. Fakat sultanın celâli nefsinden, makamından değil, devlete ve din-i mübin-i islam'ın bekası adına adalet ve hilafet içindi.

 

Bunların yanında sultanın bilinmeyen bazı yönleri de vardı, ya da bilinen fakat her ne hikmetse, yakın dönemimizden başlayarak bugünde pek dillendirilmeyen yanları...

 

Bazen bildiğimizi zannettiğimiz gerçekleri yeniden gözden geçirmek ve bunu yaparken kaynaklara inerek neleri bilmediğimizin üzerinde durmak lazım. Sultan Selim Han'ı anlatmak için küçük bir kıssayı anlatmak yeterli olur herhalde.

 

Sultan Selim Han, Mısır'ı fethetmek için sefere çıktığında yaşanan ibretlik ve hikmetlik bir çok olay meydana gelmişti. Bunlardan bazıları bilinir fakat bazıları pek bilinmez. Sultan Selim Han sekiz yıl gibi kısa süren saltanat döneminde cengaverane tavırları ve hata affetmezliğiyle bilinir genelde. Sert, disiplinli, güçlü ve korkusuz bir Osmanlı Padişahıdır. Fakat bu özelliklerinin hiçbiri kendi benliğinden olmayan, devletin ve Din-i mübin-i İslam'ın muzaffer olması için kendini Allah yolunda cenk edip dünyayı İslam'a açmaya, fethetmeye adamış biridir. Onun bu hata kabul etmez görünüşlü yapısı altında, büyük bir manevi bağ ve edep yatmaktadır hiç şüphesiz.

 

Sefer vakti gelip yola düşüldüğünde Sultan, ordunun en önünde yürümekte, ordu ise sultanı takiben devlet-i erkân ile sultanın peşisıra gelmektedir. Ordu bu şekilde ilerlerken bağlık bostanlık yollardan geçmekte, yeşil çayırlar aşılmaktadır. Bugünkü Gebze civarı da o zamanlar bostanlık ve bağlık bir bölge idi. Her tarafta meyve bahçeleri ve güzel ağaçlar vardı. İçi, dışı, kalbi, beyni ve attığı her adım Allah ile olan bu büyük hükümdarı birden bir düşünce aldı. Acaba ordu içinden bir asker bile olsa, bu bahçelerdeki meyve ağaçlarından bir tane bile olsa sahibinden izinsiz koparıp yemiş midir? diye düşünür. Hemen yeniçeri ağasını çağırarak, tüm ordunun kontrolden geçirilmesini ve bir tek meyve çöpü dahi bulunsa, kendisine bildirilmesini emir buyurur. Bunun üzerine tüm ordu durdurulur ve bütün herkes baştan aşağıya aranır. Sonuçta hiçbir çöp veya artık izine dahi rastlanmaz. Sultan'ın huzuruna gelen ağa, "Sultan'ım, tek bir ize dahi rastlamadık" der. Sultan Selim Han, bu cevabı alınca mütebessim olur ve Cenab-ı Allah'a na-mütenahi hamd ederek, "Eğer bir tek kuru çöp dahi çıksaydı, bu seferden vazgeçerdim. Haram yiyen orduyla muzafferiyet olmaz." demiş ve "bu mübarek orduyu benden alma Ya Rabbi" diye dua etmiştir.

 

Uzun bir yolculukla Sinâ çölüne gelinmiş, burada bir müddet konaklama kararı verilmişti. Bu sırada bir olay meydana gelir. Yeniçeri askerleri gece olunca Sultan'ın otağına ok atarlar. Sultan, askerlerin bu endişesine ve tavrına karşı metanetini kaybetmez, sabah olduğunda ordusunu toplayarak bir nutuk irad eder ve ortalık bir müddet sakinleşir. İkinci gecenin sabahına doğru, alacakaranlık hakimken birden bire karargahta bir gümbürtü kopar, hiç kimse ne olduğunu anlayamaz, ortalık karışır. Düşman askerlerinin saldırısına uğradık sanılarak herkes ayaklanır, nöbetçiler geçilmiş, ordunun içine girilmiştir. Sultan Selim Han, iç elbiseleriyle birlikte otağından çıkar ve önünden belli belirsiz geçmekte olduğunu gördüğü ilk şeyin üzerine atlar. Meğer düşman askeridir diye sanarak atladığı şey, bir erkek aslanmış. Aslanı yelelerinden tutup, kafasını kuma vurarak ve bir müddet boğuştuktan sonra öldüren Sultan'ın, bu hayret verici gücünü ve cesaretini gören ordu, büyük bir moral bulur. Meğer düşman saldırısına uğradıklarını sandıkları düşman istilası değil bir aslan sürüsüymüş. Orduyu aslan sürüsü basmış.

 

Bu hikaye böyle, bunu bir kenara koyun.

 

Yıllar sonra, o cengaverliğiyle, haşmetiyle bilinen, karargahlar arasında bir oradan bir buraya koşturan, devamlı savaş ve muharebe alanlarında olduğunu düşündüğümüz o büyük sultan, bakın ne yazmış...

 

MERDÜM-Ü DİDEME BİLMEM NE FÜSUN ETTİ FELEK 

EŞKİMİ ETTİ FÜZUN ÇEŞMİMİ HUN ETTİ FELEK 

Şİ'RLER PENÇE-İ KAHRIMDA OLURKEN LERZAN 

BİR GÖZLERİ AHUYA ZEBUN ETTİ FELEK

 

Felek, benim gözbebeğime acaba nasıl bir tılsım, nasıl bir efsun koydu ki, göz yaşlarımı akıttıkça akıttı ve bu göz yaşlarımı artık kanlı gözyaşı haline getirdi.

Oysa aslanlar bile benim kahır pençemin altında inim inim inlerken, şu işe bak ki, felek beni bir ahu gözlü güzele köle etti...

 

Ava giden avlanmış! Padişah tutsak olmuş. Hükümdar iken kul olmuş... Hükümdarlığı bırakmış, bir güzele kul olmuş...

 

O, hem siirin hem de devletin sultanıydı. Kılıcı coğrafyalar üzerinde fetihler gerçekleştirirken, kalemiyle de gönülleri fethetmeye, milletine ve müslümanlara edeb, muhabbet, aşk ve geleceğin yolunu gösteriyor, fetihler yapıyordu.

 

İşte imbikten geçmiş, incelmiş ve yüksek edep sahibi Sultan Selim Han'ın haşmet ve tevazu arasında hengi damaktadıyla okusak daha iyi olur diye kararsız bırakacak hayatına küçük bir bakıştı anlatmak istediğim.

Bu büyük Sultan'ı, sadece savaş adamı ve hükümdar olarak bilmekle yetinerek, hem kendimize hem de bu büyük geçmişimize haksızlık yapış olmaz mıyız? 

 

Bâki selamlar,

 

İbrahim AKAY

 
Photo 1 of 18
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Yorumlarınızı ve imzanızı bekliyorum
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
ibrahim akaywrote:
Merhaba. Hazerun, her daim nöbet tutmaya talimli ve hazır kimse demektir. Pek bilinmemekle birlikte hazirun ile karıştırılır. selamlar...
May 19
samanyoluwrote:
Selamlar...
 
Hazerun ne demek?
May 18
samanyoluwrote:
İçten bir selamdan sonra,
bloguma yaptıgınız güzel yorum için teşekkür ederim;yorumlarınız dahi ,abartısız, bir blog yazısı niteliğinde.Blogunuz çok renkli;her biri farklı bir nefes...Alanınızın devamından yanayım;paylaşın!
 
Selametle kalın...
 
June 11
No namewrote:
 

Canım Arkadaşım,

 

Hazırlamış olduğun spaces sayfası için çok sağ ol. Eline ve bilgin e sağlık.

Bilginin paylaşıldıkça değer kazandığını bilen biri olarak, bu uğurda sabrında, vaktinde bol olsun. İlk insandan günümüze, bilgisini paylaşan insanların ne kadar değerli insanlar olduğu bir gerçek. Senin kalbinin güzelliği ile de bu tamamlanıyor.

Canım arkadaşım bu uğraşlarda sabrının sonsuzluğunu ve başarılarının devamını dilerim.

 

                                                                                                                                                                                         Kurtuluş

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
May 21
Baki melampawrote:
Merhabalar,
 
         Hazırlamış olduğunuz sayfayı çok beğendim. Edebiyat kokan, kalplere sevgi aşılayan güzel bir blog oluşturmuşsunuz. Bu güzelliklerin devamını dilerim.
 
                                                                                                                                                                                    Tebessüm ile...
Feb. 6
samanyoluwrote:
Slm,
çok güzel hazırlanmış bir space.Blog oldukça güzel;edebiyatı seviyorsunuz.
Alanınızın devamı dileği ile...Sağlıcakla kalın..
Nov. 15
özcan wrote:
ibrahim bu nedir böyle
ben bu blog'u pc üzerine hazırlamışsındır diye düşünmüştüm.
ama bu da güzel.
Oct. 25
Aydoğan wrote:
Abi eline sağlık blog güzel görünüyorda pek inceleyemedim "geçerken uğrama" misali :)
Daha sonra detaylı incelemek üzere, görüşürüz.
Sept. 9
    Canım arkadaşım affına sığınarak çok utanarak yazıyorumMahcup.Büyük keyif alarak okudum hepsini,ellerine bu kadar güzel şeyi bir araya toparlayan güzel yüreğine sağlık, mükemmel bi space olmuş tebrik ederim Gülümseme 
Nuray Saltık
Sept. 5
Metin wrote:
Tertibim, nihayet mail adresini bulabildim. ben Metin. Kavuşturan Allah'a şükürler olsun. Alanını gezdim cok guzel şeler yazmışsın. bunlar seni tanımlamak için az kalmış. tanıdığım en güzel insan.
not: askerlik fotoğraflarını da koysan harika olur
July 14
pretty grlwrote:
arkadaşıım süppeerr bir space...sana yakışır...tbrler...
June 22
ARZU DEMIRwrote:
Selamlar.
İbrahim harika bir space olmuş ellerine yüreğine sağlık...
arzu demir
June 3
Berrin Dalça wrote:
Merhabalar İbrahim Bey,
Şimdi siz benim yazdığım yorumu görünce şaşırmış olacaksınız belki ama; ben de sizin hazırlamış olduğunuz bu siteyi tesadüfen de olsa gördüğümde şaşırmış oldum. Sizin gibi ince ve değerli bir insanın kaleminde dökülen bu yazıları okumak son derece keyif vericiydi. Tebrik eder, başarılarınızın devamını dilerim.
 
Berrin Dalça
Mikobil Yazılım...
May 25
mct krkswrote:
Selamun aleykum. Ibrahim bey merhabalar. Ben de calakalem hazirladiginiz bu guzel sitanizi gezdim. Tabiki begendim.. Cok basarili  calismalarinizin devamini dilerim. Mecit Karakis. Kadriye koy imam hatibi
May 21
TURANwrote:
Çok güzel olmuş dostum eline sağlık Kore filmleri tanıtımları bekliyoruz
May 21
Harika bir Space oluşturmuşsun İbrahim tebrik ederim.Çok akustik olmuş...
 
Hayırlı Olsun ;)
May 20
edanurwrote:
Çok güzel bir site hazırlamışın.Tebrik ederim.
sevgili yiyenin,EDANUR.
May 3
Deniz Ozyurek wrote:
Ellerine sağlık arkadaşım. çok güzel bir blog hazırlamışsın.
Selamlar, Deniz...
Apr. 28